Okuma, Portre, Seyahat

Akyaka’da Yeni Hayat

Yazı: Zeynep Erekli Fotoğraflar: Barış Aktınmaz

“Ah Akyaka!” diyorum, narenciye çiçeklerinin kokularını içime çekerek. Aylardan Mayıs. Sabah erken. Doğa uyanıyor, baharın müjdecisi leylekler tepemizde süzülüyor. Akyaka’nın içinden başlayıp kıvrıla kıvrıla giden ve Gökova, Yeşilova, Elmalı, Portakallık mahallelerini takip ederek Karabörtlen’e bağlanan nefis yol üzerinde seyrediyoruz. “Leyleklerin bu bölgenin simgesi haline geldiği ve yuva kurdukları mahallelerde yaşayanlarla bütünleştiği gerçekten doğru mu?” diye soruyorum yanımda direksiyon sallayan Barış’a, ne de olsa o buralarda yaşıyor. “Sen esas şu gelinciklere bak, katırtırnaklarının arasından nasıl da tek tük kafalarını uzatmışlar. Gelişigüzel serpilmiş gibi, çok serseriler.” Barış’la heyecan içindeyiz. Bölgenin en güzel evlerinden birine, burada yeni bir yaşam kurmuş çok özel ev sahibesini ziyarete gidiyoruz.

Muğla’nın Ula ilçesinde, Akyaka merkeze 10 dakika uzaklıkta bir noktada Çıtlık’a varıyoruz. Yoldan görünmeyen, tepelere gizlenmiş, arazi ile müthiş bir suç ortaklığı içinde bekliyor bizi Zeyneb ve Emir Uras’ın evi. Aşağıdan bakıp, yeşillikler arasından bulmaya çalışıyorum; eve dair ipuçları arada göz kırpar gibi oluyor ama tam seçemiyorum. Yukarı doğru yavaş yavaş ilerlerken toprak yol birden biraz daha bakımlı, biraz daha tanımlı hale geliyor ve anlıyoruz eve yaklaştığımızı.

Zeyneb Uras, ışıl ışıl ve canlı. Üzerinde incecik çiçekli bir gömlek ve yüzünde kocaman bir gülümseme, işte tam tahmin ettiğim yumuşacık karşılama… Ufak tefek ama kocaman bir kadın. Cömert, dingin, ayakları toprakta, başı bulutlarda – tıpkı yıllardır verdiği yoga derslerinde tarif ettiği asan’lardaki gibi. Uras, yoga ve meditasyon pratiğini hayatının merkezine koymuş yüzlerce öğrencisinin çok sevgili ‘hocası’. 2008’den beri yoga hocalığı, mentorluk, eğitimler ve stüdyo sahipliği gibi farklı kanallardan birçok kişinin yoga felsefesi ve pratikleriyle buluşmasına aracı olmuş ve birazdan bahsedeceğimiz ‘yeni hayat’ı için, burada, tam bu noktada yeniden doğmuş biri.

İnsanın dikkatini çeken bir sessizlik hakim araziye. Boyut olarak büyük ancak kenarları dikkat çekici derecede ince beton yapılar ve müthiş bir bahçe peyzajı karşılıyor insanı. Beyaz çakıllarla tanımlanmış bahçede aloe veralar, kaktüsler, defneler, biberiye, adaçayı, lavanta, melisa ve narenciyeler Çıtlık’ın bol yağışlı ikliminde çok mutlu. Zeyneb bizi içeri davet ediyor.  

Yeni hayat

Yapıyı ters dönmüş iki tekneye benzetiyorum (Emir Uras da böyle anlatıyor). 3,5 dönümlük bir arazi üzerinde brüt betondan ters U şeklinde, kendi kendini taşıyan (kolon ya da kiriş yok) beton kabuklar ve coşkulu bir bahçe düzenlemesi düşünün. Hem rengi, hem şekli, hem araziye oturmasıyla çok özel bir proje. Bir yanıyla çok gösterişli, insanın şapkasını uçuruyor. Diğer yanıyla da çok basit, düzayak, mütevazı bir hissi var. Evin hemen arkası muhteşem Kızılyaka Kızılçam Ormanı. Yazın Kite Surf plajından gelen rüzgarı alıyor; kışın ise çok dingin, rüzgarsız.  

Ana beton kabuk, yaşam alanı, mutfak ve Zeyneb’in huzurlu çalışma alanını kapsayan bir asma kattan oluşuyor. Zeyneb bu asma katta kendi başına zaman geçiriyor, derslerinin akışını, kurslarının içeriğini hazırlıyor. Mutfak kısmı evin en çok vakit geçirilen bölümü; uzun bir bar masası, taburelerden oluşan bir ada etrafında şekilleniyor. Yerden tavana cam ön cephe ise yemyeşil bir ovaya hakim. Buradan dışarı adım attığınız anda engin bir manzara ve oldukça karakteristik bir piynar ağacına (pırnal meşe olarak da geçiyor) kavuşuyorsunuz.  

Çıtlık’ın bu muhteşem tepe noktasında bu harika evle değişen hikayenin başı aslında basit: İstanbul’un gümbür gümbür temposunda kaybolmuş vaziyette, sürekli çalışan ve yorulan Zeyneb ve mimar Emir Uras çiftinin aklına güneye taşınma fikri uzun seneler önce düşüyor. Zeyneb’in Büyükada’daki aile evinde geçirdikleri, çocuklarını büyüttükleri zamanların anısı kalplerinde, kendilerini biraz daha sakin, güneyde bir evde hayal ediyorlar. Öte yandan Çeşme, Bodrum gibi seçenekler İstanbul’daki yorucu yaşamı devam ettireceğinden içlerine sinmiyor. Bu düşünce içlerinde bir yerlerde dolanıyor ama aksiyon yok… Derken bundan 7-8 sene kadar önce Emir Uras, yakın bir arkadaşının Akyaka’da aldığı araziye bakıp arkadaşına bir ev yapmak için bu bölgeye geliyor. Arabayla köyler arasında gezinirken fark ediyor bu noktayı. Ve eşine telefon ediyor: “Zeyneb… Ben galiba buldum”. Hemen ardından şu an üzerinde olduğumuz araziyi alıyor ve Zeyneb’i getiriyor. Zeyneb arazinin çıplak halini ilk gördüğü anı hâlâ unutmuyor, içinde bir yerler “Evet!” diyor. İstanbul’a dönüyorlar ve şehrin deli divane temposu içine yeniden dalıp burada yapacakları ev fikrini bir süreliğine yavaşlatıyorlar. Bir yandan Zeyneb’in ortak olduğu ve tüm idaresini yürüttüğü yoga stüdyoları, dersler, eğitimler; diğer yanda Emir’in projeleri…

Bu noktada makalenin başlığının arkasındaki esas sebep devreye girecek. Zeyneb, 2019 Kasım’ında, Yeniköy’de karşıdan karşıya geçerken hızla gelen bir aracın kendisine çarpması sonucu oldukça ağır bir kaza geçirecek. “Oldukça ağır” hafif bir ifade oldu: Zeyneb çizginin ötesine geçecek. Gözlerini açtığında bilmeyecek o an kim, nerde, ne oluyor… Hastane sürecinde hafızası gidecek. Bedeninde çok fazla kırık ve hasar olduğu için iyileşme yavaş ilerleyecek. Bir ay, bir hafta kaldığı hastaneden ancak küçük küçük adımlar atarak çıkacak; çok uzun, acılı, zorlu bir rehabilitasyon ve fizyoterapi süreci geçirecek. Hayatı sıfırlayan ve bir bebek gibi yeniden başlamasına vesile olan bu kazayı onun ağzından dinlemesi hem zor hem de güzel. “Ben bu tür travmaları, zorlukları okuyordum, inceliyordum, ama kendi başıma gelmesi çok beklenmedik ve sert oldu. ‘Bir daha yoga yapabilecek miyim? Bir daha düzgün yürüyebilecek miyim? Arkadaşlarımla görüşebilecek miyim?’ gibi sorular zihnimde. Ama hiçbiri bana kendimi iyi hissettirmiyor. Ne geçmişteyim, ne gelecekteyim; ne endişe ne de suçluluk hissi işe yarıyor. Yapabileceğim tek şey nefesime ve içinde olduğum ana sarılmak. Yıllardır yoga ve meditasyonda duyduğum, söylediğim her şeyi en derininden, en kanlı canlısından tecrübe ediyorum ve onlara sarılmaktan başka şansım yok…” Fiziksel toparlanması ve içsel olarak açılması yavaş yavaş olacak… İşte tam bu süreçte Covid-19 pandemisi başlayacak ve 2020 yılındaki ilk kapanma gelecek… O kapanma esnasında Emir Uras planlarını çizip bitirdiği bu evin inşaatına başlıyor, hızla yol alıyor. 2020 Haziran’ında kapanmanın kalktığı ve yolların açıldığı ilk gün Emir, Zeyneb’i alıp buraya getiriyor. Ve Zeyneb burada kendi deyimiyle doğayı keşfedip esas iyileşme sürecine giriyor. “Burada orman yürüyüşleriyle ve yogamla kendime yeniden geldim. Temiz hava, sessizlik, birkaç arkadaş, haftalık pazar ziyaretleri, taze sebze ve meyveler… En büyük eşlikçim doğa oldu.”

Evin orta bölümünde, Zeyneb’in sofa olarak andığı alanı var. Kazayı ve ardından gelen dönüşüm sürecini konuşurken burada oturuyoruz. Kocaman koltuklar, sehpa ve soba merkezde; güvenli ve sıcak bir alan. Burada çok zor günler, saatler ve bir o kadar da şükran dolu rahatlamalar yaşandığı çok belli.

Şehri terk etme işi içimizde

İlk kışı geçirmişler, çocuklar gitmiş-gelmiş bu coğrafyaya alışılmış, kitesurf’ler yapılmış… Ev yavaş yavaş yerine oturmuş… İstanbul’u geride bırakmışlar. Zaman içinde Akçapınar’daki eski köy kahvesini alıp dönüştürüyorlar ve Lemongrass ismini verdikleri (ve bugün Akyaka’ya giden istisnasız herkesin uğrayıp kahve içip, sağı solu izlediği) bu mekanı hem kafe hem yoga alanı olarak kurguluyorlar. “Biz evde aşramda gibi yaşıyoruz, çok az dışarı çıkıyoruz. Lemongrass insan içine karıştığımız yer oldu, bir nevi salonumuz gibi. Ben ders vermeye orada devam ediyorum” diyor Zeyneb.

Kazadan sonra İstanbul’da neredeyse hiç yaşamamış. Ayağa kalkar kalkmaz buraya yerleşmiş. “İnsanlar ‘özlüyor musun İstanbul’u?’ diye soruyorlar. Elbette bir özlem var, ama burası daha anlamlı geliyor. Buradaki yaşam çok cömert, çok direkt… Şunu düşünüyorum; bu değişim, bu hayat değişikliği eninde sonunda olacaktı; geçirdiğim kaza tüm süreci hızlandırdı. Emir de ben de o kazadan burada uyandık, burada iyileştik diyebilirim.”

 

Sıklıkla işittiği bir soru dizisi de “Orda kimse yok mu? Kimseyi görmüyor musunuz? Bütün gün n’apıyorsunuz?” şeklinde gelişiyor. Zeyneb’in buna yanıtı çok içten: “Evet, bir nevi inzivaya kapanmış gibiyiz. Ama bir yandan da düşünürsen, zaten hep kendi başınasın. Kalbinin açıklığı önemli. İlla dışarda olan bitenler değil, içerde ne olup bittiği önemli. Hayat bize böyle bir yol sundu ve bu yolu aldık, ilerliyoruz… Evet, doğru, burada ciddi bir ıssızlık var. Ama biz bunu dolu dolu yaşıyoruz. Her şeyimizle sadeleştiğimiz yer oldu burası. Çok eşyamız vardı, büyük kısmını verdik, bir kısmını depoya koyduk. Basit olsun, kolay temizlensin, yastıklar, koltuklar kolayca yıkansın, Emir ve ben bir çift olarak burada kalalım, birbirimize yetelim ve yardımcıya ihtiyaç duymayalım… İstanbul’da çok yoğun çalıştığımız çoluklu çocuklu, yardımcılı hayatımızdan sıyrılıp iki başımıza kaldık. Kendimizi yormadığımız bir sistem kurduk.”

Çıkıp minik adımlarla evin önünden sola doğru ilerliyoruz. Sürpriz! Bir havuz var! Ancak öyle bir noktaya kondurulmuş ki içerden hatta bahçeden bile gözükmüyor, ana yapının oturduğu düzlemden bir alt sette konumlanmış. Barış, Zeyneb’in fotoğraflarını çekiyor; her nokta ayrı bir film seti adeta. Bitkiler, altımızdaki ovanın enginliği, yerdeki beyaz çakıllar hepsi bir arada.

Evin sol tarafında, biraz daha yüksek bir tepeciğin üzerinde atölye olarak adlandırdıkları yer bulunuyor. Yine ters dönmüş beton bir kabuğun içinde çizim masası dikkat çekiyor. Köklerinin yarısı toprağın üzerine çıkmış, çok ihtişamlı, okaliptüs ağacı ise atölye bölümünün hemen önünde, hayranlık uyandırıcı.

Arazinin akasından dolanan orman yolu, Zeyneb için başka bir ibadet rotası. Sık sık yürüyüşlere çıkıyor; ağaçlarla, bitki örtüsüyle çok ilişkide olduğunu söylüyor. Onların mevsim mevsim değişmelerini izliyor. Kıştan bahara dönen toprak ve ufacık yeşermeler onda hayranlık uyandırıyor. “En beklenmedik yerlerden fırlayan rengarenk kır çiçeklerinin farkında değilmişim! Doğada her şey dönüşüyor ve sırayla birbirine yer açıyor. Bir deli armut ağacı var, altında oturup meditasyon yapıyorum, dinleniyorum. Dallarıyla resmen etrafımı örüyor. Bunu gözlemliyorum, buna hayatımın bu döneminde yer açabiliyorum. Şehirde yaşarken bunlara dikkat kesilmiyordum. Şehirde neşeli, dışadönük, sürekli hareket halinde bir insandım, kazadan ve buraya taşındıktan sonra mevsimsel dönüşümlere çok açık oldum, daha duyarlı, daha dingin oldum. Her karanlık ve sıkışıklık bizim bir parçamız ve her karanlık bir aydınlık doğuruyor.”

Zeyneb Uras’ın Akyaka Rehberi

· Balık restoranları arasında Azmak’ın kenarındaki Olta Balık’ı seviyoruz. Kazlar, ördekler ortam sıcak geliyor.
· Denize girmek için Baga Hotel’in iskelesine ya da Akbük yolundaki Rahat Beach’e gidiyoruz.
· Elbette kahve içip takılma ve insanlarla bir araya gelme yerimiz Lemongrass.
· Mutfak alışverişleri için hem Akyaka hem de Gökova Pazarı’na gidiyorum.

Sepetim
Giriş / Kayıt

Üyeliğiniz yok mu?

Aradığınız gönderileri görmek için yazmaya başlayın.
Dergiler
0 items Sepetim
Hesabım