Kreatif direktörlük pozisyonları yıllardır aynı birkaç ismin etrafında şekilleniyor. Oysa dışarda, çok daha taze, çok daha dönüştürücü sesler var. Bu yazı, onların izini sürüyor.
Moda endüstrisi bir süredir kendi içinde dönüp duran bir döngüde sıkışmış gibi: her boşalan kreatif direktörlük koltuğu, aynı birkaç isim arasında paslaşılıyor. Bu isimler genellikle Batılı, beyaz ve erkek. Yıllardır zihnimizin aşina olduğu siluetler, farklı markalarda yeniden ısıtılıyor; risk değil tanınırlık ödüllendiriliyor. Oysa kapının hemen dışında, yeni bir moda dilini çoktan yazmaya başlamış tasarımcılar var ve onlar henüz içeri davet edilmedi.Hani şu meşhur “meme” vardır ya, Örümcek Adam’ların hepsi birbirlerine işaret ederler. İşin özünü çok iyi özetliyor bu yaklaşım. Bir kreatif direktör gidiyor, diğeri geliyor. Peki değişen ne? Neredeyse sadece adları, hepsi aynı okullarda, aynı kişiler tarafından yetiştirilen aynı isimler. Moda tarihine katkıları ve bundan sonra yapacakları elbette göz ardı edilemez, ama biraz çeşitli yeni görüşlere de ihtiyacımız yok mu? Alessandro Michele’nin Gucci’de yaptıklarına âşık olduk, ama Valentino’da geçirdiği ilk sene kimseyi şaşırtamadı. Demna’nın Gucci’de yapacaklarını @hey_reilly’nin Instagram hesabında AI yardımıyla gördük. (Bu döngüde gerçekten heyecanlandığımız belki Jonathan Anderson ve Matthieu Blazy’nin atamaları).Bu yazı, işte o dışarıda kalanlara ayrıldı. Martine Rose’dan Bianca Saunders’a, Hodakova’dan Rok Hwang’a kadar bu isimler yalnızca giyilebilirlik peşinde değil, sistemin kendisini dönüştürmeye adaylar. Kimileri sürdürülebilirliği estetik bir protestoya dönüştürüyor, kimileri maskülenliğe dikiş izlerinden saldırıyor. Kimi couture’ü sokakla yeniden tanıştırıyor, kimi giysinin içinde hikaye değil sistem görüyor.
Rok Hwang- ROKH
Celine mezunu Rok Hwang, klasik formları dekonstrükte etme sanatını bilen bir terzi-filozof gibi çalışıyor. Güney Kore doğumlu, Londra merkezli tasarımcı, ilk bakışta “tanıdık” gelen ceket ve gömlekleri katmanlayarak, uzatarak ve sınırlarını zorlayarak yeni bir mimari oluşturuyor. Kadın silueti onun elinde teatral değil, fonksiyonel bir drama kazanıyor. ROKH, hem metropolitan hem de zihinsel olarak nomadik bir stilin temsilcisi. Celine’de Phoebe Philo ile geçirdiği yıllar için “detaylara gösterilen özeni ve işçiliği anlamamı sağladı. Gerçek bir lüks markanın ne anlama geldiğini ve hakiki bir lüks giysi parçasının nasıl özenle üretildiğini öğrendim” diyor.
Margaret Qualley ve Hunter Schafer gibi yeni jenerasyon Hollywood yüzleri, onun parçalarıyla kırmızı halıda boy gösteriyor. 2021’de Palais de Tokyo’da düzenlenen özel sunumu, moda kuramcılarının “görsel manifesto” diye adlandırdığı anlardan biriydi.
Rok Hwang, klasik Batı giyim kodlarını, özellikle de 20. yüzyıl Avrupa kadın gardırobunu sökmekle kalmıyor, bu kodları farklı kültürel bağlamlara açıyor. Koreli bir zanaatkarın hassasiyetiyle, İngiliz terziliğini Fransız romantizmine dokunduruyor. Bu çoklu bakış açısı, global moda tarihinde nadiren bu kadar rafine biçimde sunuluyor. Rok Hwang’ın çalışmaları hem içe dönük bir şiir, hem de mimari bir öneri.
Martine Rose
Adı 2010’ların ortasında underground tasarımcılarla anılıyordu, sonradan ismi ticari modaevlerinin kreatif direktörü olarak sayısız defa zikredilmeye başlandı. Boşalan her koltuk, peki daha çok, Virgil Abloh’dan sonra Louis Vuitton, Givenchy ve Balenciaga için anılırken ona teslim edilmeyen her bir modaevinden sonra sisteme inancımız biraz daha sarsıldı.

Geçen yıl Financial Times yazarları onu erkek modasının kurtarıcısı olarak lanse etti. Haksız sayılmazlar. Londra’nın arka sokaklarından gelen ama dünya sahnesini sarsan bir ismi var onun. 90’lar Britanya’sının rave kültürü, Jamaika diasporasının görsel kodları ve mavi yaka erkekliğine dair kırılganlıklar… Hepsi onun koleksiyonlarında çarpışır gibi değil, dans eder gibi yer alıyor. Takım elbise kelimesini yeniden tarif etti desek abartmış olmayız; çünkü onun takım elbiseleri, ofisten çok gece kulübüne ait. Rose’un kıyafetleri yalnızca podyumda değil, kültürel metinlerde de yaşıyor: Rihanna’dan Kendrick Lamar’a kadar birçok isim onun oversized siluetleriyle kameralara poz verdi.
Martine 2015-2018 yılları arasında Demna’ya Balenciaga’daki erkek koleksiyonları konusunda danışmanlık vermişti. Klasik kalıpları ters yüz eden, orantı ve yapıyla cesurca oynayan tasarımları, maskülen siluetin nasıl yorumlanabileceğine dair algıyı genişletti. Kendi markasında da gördüğümüz o abartılı, oversized formlar burada da etkisini gösterdi ve erkek modasına altkültürel referanslarla daha zengin, daha deneysel bir yön kazandırdı.
Hodakova
Kırmızı halıda ve davetlerde aynı kıyafetleri defalarca giymesiyle nam salan Cate Blanchett’in favori yeni tasarımcısı olmasına şaşırmamalı. Çünkü odak ileri dönüşüm.
Ellen Hodakova Larsson, İsveç’in sakinliğini modada bir tür görsel anarşiye dönüştüren bir isim. Kemerlerden yapılmış elbiseler, çatal bıçaklarla tasarlanmış kıyafetler, klipsli pantolonlar… Hodakova’nın işleri sanki bir ikinci el dükkanının içinden fırlamış gibi, ama haute couture inceliğiyle. Yeniden inşa etmek bir başkaldırı biçimi onun için. Bunun bağlantısı ise geçmişte gizli. Another Magazine’e şöyle anlatmış: “Annem her şeyi dönüştürerek, kendimizi güvende hissedeceğimiz bir hayat yaratmaya çalışırdı. Bir lambanın deseni değişirdi, bir sandalyeye yeni kumaş geçirilirdi, bir elbise eteğe dönüşürdü. Sürekli bir şeyleri dikerdik.” Yazılarını beden ve moda ilişkisi üzerine kuran Madeleine Rothery’e kendini anlatırken şöyle diyor: “Liseden sonra heykel ve resim eğitimi aldım, ancak çalışmalarımın sürekli bedene geri döndüğünü fark edince moda tasarımına yöneldim.” Henüz neredeyse beş yaşında olan markasında nesnelerin geçmişine ve taşıdıkları hikayelere duyduğu derin saygı onun yolunu belirleyen temel ilke.

Hodakova tasarımlarını yalnızca defilelerde değil, müzelerde de görebilirsiniz: Stockholm’deki Röhsska Museum’da yer alan parçaları, sürdürülebilirlik ve çağdaş zanaatkarlığın kesişiminde inceleniyor. Kendine ait bir TikTok kitlesi var; kullanıcılar onun “nasıl yapılır” videolarını milyonlarca kez izliyor. Özellikle FKA Twigs ve Rosalía gibi deneysel görsel dünyaları olan sanatçılar, onun aksesuarlarını sahne performanslarında tercih etti.