Okuma, Seyahat

Sahra & 1001 Kasbah

Yazı: Seda Domaniç Fotoğraflar: Sinan Sökmen

Heybetli Atlas Dağları, yüzyıllardır değişmeyen Berber köyleri, Hollywood’un büyük yapımlarına ev sahipliği yapan tarihi kasbahlar, yepyeni kreatif vahalar ve tüm gizemiyle Sahra Çölü. Monday to Sunday Book’un yaratıcıları bu büyülü rotada tozu dumana kattıktan sonra hiçliğin ortasındaki günlerini aktarıyorlar.

Cuma | Sabah

Fas’ın zirvesindeki Berber köylerini ziyaret edin 

Fas’ın kuzeyini, güneyinden ayıran Yüksek Atlas Dağları sadece arabayla Marakeş’ten Sahra Çölü’ne gitmenin tek yolu değil; kendi içinde başlı başına bir deneyim. 2400 kilometre boyunca Fas’tan Cezayir’e uzanan bu dağların en yüksek noktası 4167 metre ile Tubkal. Dağların arasından uzanan Tizi n’Tichka geçidini takip ederek yüzyıllardır değişmeyen Berber köylerini keşfedeceğiniz unutulmaz bir yolculukla güne başlayabilirsiniz. Kilden yapılma kiremit rengi evlerin birçoğunun bacasından çıkan duman iki şeyi işaret ediyor: konik bir çömlek içinde odun ateşinde pişen tajin ve tandırda kızaran buğday ekmeği. Evlerin dışındaki küçük kubbeli derme çatma yapılar ise hâlâ banyo için kullanılan ‘mini’ hamamlar.

Merzouga Luxury Desert Camp, Erg Chebbi kum tepelerinin ortasında, boşlukta tek başına konumlanmış 15 çadırdan oluşan bir çöl kampı. Kamp ve çadır sözcükleri sizi yanıltmasın, geniş çadırların içi lüks bir otel odasından farksız, her türlü konforunuz düşünülmüş. Kampın ortasında yer alan büyük bir ateş çevresinde sıralanmış ve mumlarla aydınlatılmış yemek masaları ise yıldızlar altında unutulmaz bir gece geçirmeniz için tasarlanmış. Ateş başında yenen akşam yemeğine zaman zaman yerel bir Gnawa müzik grubu da eşlik ediyor. Gnawa adı verilen, dini tınılarla folk ritimlerini birleştiren bu müzik türü son dönemde uluslararası müzik çevrelerinin ilgisini çekiyor. Hatta Fas’ın Atlantik Okyanusu kıyısında yer alan sahil
kenti Essaouira’da düzenlenen Gnawa müzik festivali her geçen sene daha çok kişinin katılımıyla gerçekleşiyor.
Bir sonraki seyahat planınıza bunu da eklemek isteyebilirsiniz diye buraya not düşüyoruz.

Pazar | Sabah

Altın renginin binbir tonu içinde güne meditasyonla başlayın

Herkes hayatında en az bir gün çöl sessizliğine uyanmalı. Eğer gün doğuşunu yakalamak istiyorsanız sonbaharda en geç sabah 7’de kalkmalısınız. Çadırınızdan çıkıp yürüyerek ulaşacağınız en yakın kum tepesinin üstünde, sonsuz bir ufkun ve sessizliğin içinde, ruhunuz kadar zihniniz de dinlenecek. Meditasyon size göre değilse, yine de hayatınızı bir sabah film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirmek isterseniz, o nokta burası olmalı. Kampa dönüp kahvaltınızı yaptıktan sonra artık aksiyona geçmek için hazırsınız.

Dev kum tepelerinden aşağıya kendinizi bırakın

Kamptan bir sandboard alıp, tepelerden kayarak vücudunuza
artık ihtiyacınız olan adrenalini yükleyebilirsiniz. Bir süredir spor yapmayanları uyaralım: kum tepelerinden kayması kolay, ancak geri tırmanması çok zor. Dört-beş sefer kaymak bile iyi bir egzersiz seansı kadar yeterli oluyor. Biraz daha kolay bir maceranın peşinde olanlar ise quad- bike’ları deneyebilir. Çölün derinliklerini keşfetmek için ideal olan bu araçlarla kesinlikle bölgeyi iyi bilen bir rehber eşliğinde yola çıkmalısınız. Çölde kaybolanların başına neler geldiğiyle ilgili yeterince film seyrettiğinizi tahmin ediyoruz!

Uzun bir dönüş yoluna hazır olun

Merzouga’da dilerseniz bir gece daha konaklayıp, çöl deneyiminizi uzatabilirsiniz. Dönmek isterseniz iki alternatif var: Kamptan iki saat uzaklıkta Errachidia’da havaalanı bulunuyor. Buradan Kasablanka’ya uçabilirsiniz. Eğer Marakeş’e gitmek istiyorsanız araba yolculuğu yaklaşık dokuz saat sürüyor. Sabah 7’de gün doğuşunu takiben yola çıkarsanız akşamüstü Marakeş’te olacaksınız.

Yaratıcı bir vahada geceleyin

Eğer önünüzde Marakeş’te geçireceğiniz birkaç gün varsa, şehrin çılgın temposuna kapılmadan önce yol yorgunluğunuzu üzerinizden atmak için önerdiğimiz durak, şehre 40 dakika uzaklıktaki Farasha Farmhouse. Burası meşhur deneyim tasarlayıcısı Boutique Souk’un kurucuları Fred ve Rosena Charmoy’un bu eylülde açtıkları yeni butik otelleri. Atlas Dağları’na karşı konumlanmış zeytin bahçelerinin ortasında yer alan bu çiftlik evi, Fas’ın güncel sanat ve kültür camiasının radarına çoktan girdi bile. Farasha Farmhouse hipnotik müzik meditasyonlarından günbatımı pikniklerine, elektronik müzik partilerinden günlük wellness seanslarına uzanan zengin bir programla şehrin gürültüsünden uzak yaratıcı bir vaha gibi.

Fransız asıllı Fred ve İrlanda asıllı Rosena senelerdir yaşadıkları Marakeş’te yerel sanatçıları ve zanaatkarları destekliyorlar; bu çiftlik evi de yıllar içinde verdikleri bu desteğin bir yansıması. Birazdan sayacağımız isimleri ve mağazaları not etmenizi öneriyoruz, çünkü bunlar Marakeş’te bulacağınız en zevkli parçaların adresleri: Halılar Beni Rugs’dan, sanat eserlerinin bir bölümü Faslı güncel sanatçı Amine El Gotaibi’ye ait. Porselen parçalar ise ünlü seramik sanatçısı Laurence Hermes’in LRNC Studio’sundan. Çiftlik evinde bulunan etkileyici kitap koleksiyonu Fas’ın eski Amerikan büyükelçisi ve efsane editör Diana Vreeland’in oğlu Freck tarafından bağışlanmış. 50 metrelik havuzu çevreleyen bahçenin tasarımındaki imza ise Fransız mimar Marius Boulesteix.

Öğle yemeği için incelikle restore edilmiş Ksar Ighnda kervansarayını tercih edebilirsiniz. Otelin terasında harika bir vadi manzarasına tanıklık edeceksiniz. Tajinde pişmiş limonlu tavuğunu da beğeneceksiniz.

Fas’ın Hollywood’unda birkaç saat geçirin

Tarihi filmlerin vazgeçilmez doğal seti, Aït Benhaddou, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bin yıllık surlarla çevrili bir köy. “Gladiator” ve “Game of Thrones” serilerinden de hatırlayabileceğiniz bu köy, dümdüz bir arazinin ortasında kalan tek bir tepeye inşa edildiği için gerçekten dramatik bir arka plan oluşturuyor. Tuzun, altın kadar değerli olduğu dönemlerde güneyden kuzeye tuz almak için gelen altın kervanları bir zamanlar burada konaklıyormuş. Bu sayede giderek zenginleşen bölge, bir eğitim ve kültür merkezi haline gelmiş. Bugün içinde sadece birkaç aile yaşıyor.

İlk olarak 1962 yapımı “Arabistanlı Lawrence” ile uluslararası ün kazanan Aït Benhaddou’nun film yapım çevrelerindeki giderek artan popülaritesi nedeniyle zaman içinde buraya birkaç büyük film stüdyosu kurulmuş. Böylece bölge Fas’ın Hollywood’una dönüşmüş. Burada en son görülen yapım ekiplerinin Gladyatör filminin ikincisi için geldiği biliniyor; film seneye vizyona giriyor, bizden şimdiden söylemesi!

İncir ağaçları altında uzun bir akşam yemeğinin tadını çıkarın

Gerçek bir vaha neye benzer diye bunca yıl merak ettiyseniz, Skoura’nın palmiye bahçelerinde doğru noktadasınız. Uzun bir yolculuktan sonra hurma, nar, badem ve zeytin ağaçlarıyla kaplı, her yerinden hayat fışkıran doğanın ortasında sakin bir akşam geçirmeyi hak ediyorsunuz. Burada konaklamak için iki farklı alternatif öneriyoruz:

İlki Dar Ahlam, iki yüz yıllık Adobe mimarisinde yapılmış bir kasbah. 14 odalı bu butik otel, Atlas Dağları manzarası, palmiyeler altındaki havuzu, hamamı ve spa’sıyla gerçek bir vaha deneyimi sunuyor.

Bütçenize biraz daha dikkat etmek isterseniz, L’Ma Lodge da iyi bir tercih. Zevkli ve rahat iç dekorasyonu, güler yüzlü personeli ve incir ağaçları altında yiyeceğiniz lezzetli akşam yemeği sayesinde yarınki çöl macerasına zinde uyanacaksınız. Enerjiniz kaldıysa kum havuzunda petank bile oynayabilirsiniz! (Buranın bir Fransız tarafından işletildiğini tahmin etmiş olmalısınız.)

Cumartesi | Sabah

En iyi hurmanın ve organik gül yağının peşine düşün

Fas’ta 450 farklı cins hurma yetişiyor; en iyisi olarak kabul edilen Medjool hurması ise bu bölgenin favori meyvesi. Skoura’dan Merzouga Çölü’ne uzanan 70 kilometre uzunluğundaki Dades Vadisi boyunca sıralanmış küçük köy ve kasabalar bu cennet meyvesini tadabileceğiniz ya da satın alabileceğiniz en iyi duraklar.

Bizde Isparta gülü olarak bilinen Rosa Damascena bölgenin ikinci önemli geçim kaynağı. Fransa’nın birçok parfüm markasına buradan gül yağı ve esansı ihraç ediliyor. Geçtiğiniz yollara dikkatlice bakarsanız, gül damıtımının yapıldığı birkaç büyük fabrika göreceksiniz. Eğer yerel üretimi desteklemek isterseniz, Cooperative Rosa Mgoun’a uğrayın. En doğal şekliyle üretim yapan bu kooperatifin gül yağının kokusu uzun süre üstünüzde kalacak.

Kale köylerin dar sokaklarında yerel kültürü yakından tanıyın

Hem tarihi bir kale köyün içini gezip, hem de bir öğle yemeği molası vermek için Tinghir yakınlarındaki Ksar El Khorbat doğru bir seçim. Bu köy zamanında 600 aileye ev sahipliği yaparken bugün bu sayı 30 civarında. Köyün labirenti andıran dar ve üstü kapalı sokaklarından geçerken Musée Des Oasis tabelasını görürseniz muhakkak içeri girin. Bu iptidai görünen küçük müze, çevredeki vahaların içindeki yüzyıllardır değişmeyen otantik kültürün yansımalarını sergiliyor. Yemekte macerayı sevenler deve etiyle yapılmış tajini deneyebilir. Maceradan uzak duranlar için de sebze çorbası gerçekten lezzetli.

Size iyi gelecek bir ‘çöl gülü’ bulun

Sahra Çölü’ne yaklaştıkça giderek coğrafyanın değiştiğine, etrafınızı saran rengin yeşil ve kiremitten, kum rengine dönüştüğüne tanıklık edeceksiniz.

Çöle varmadan önce son durağınız milyonlarca yıllık fosillerin sergilendiği ve satıldığı bir kooperatif olmalı. Bu yol kenarı mağazaları turistik bir tuzak olarak görmeyin; çölde yaşamını sürdürmeye çalışan halkın turizm dışında kalan yegane geçim kaynağı bu ve içeride karşılaşacaklarınız gerçekten şaşırtıcı. Neredeyse milyar yıl önce okyanus altında kalan bu bölgede 570 milyon yıl önce yaşamış yüzen dev hamam böceklerini andıran Trilobit fosillerini, 360 milyon sene önce görülen ve şekli kalamara benzeyen Orthoceras canlılarının mineraller içine sıkıştırılmış kalıntılarını bulacaksınız. Bu fosillerin bir anı olarak eve götürmek için fazla iddialı olduğunu düşünüyorsanız çöl gülü adı verilen kristalize olmuş kalsiyum sülfat taşlarından birini yanınıza alın. Yerliler, çöl gülünün iyileştirici gücüne inanıyor.

Develerle çıktığınız çöl yolculuğunda günü batırın

Fas’ı bugüne kadar yöneten bütün krallıkların soyu Sahra Çölü’ne uzanır. İnsan toplulukları neden çölde yaşar diye sormanız doğal, biz de buraya gelinceye kadar bu sorunun cevabını tam bulamamıştık. Draa Vadisi’nden dünyanın en büyük çölüne açılan kum tepelerini görür görmez bu coğrafyanın farklı bir büyüsünün olduğunu anlıyor insan. Çöl tabii ki aynı zamanda bir korunma kalkanı; iklimine alışık olmayanları kendinden uzak tutan, yerleşmesi ve hükmetmesi çok güç, doğal bir kale bu altın renkli dev kum tepeleri. Yine de bir devenin üstünde yavaş yavaş salınarak günü batırmak, bir günlüğüne de olsa bu diyarların hükümdarı gibi hissetmenizi sağlıyor. Gözün görebildiği ufuk çizgisine kadar boş ve heybetli bir alandasınız; sanki dünya üstünde bir siz varsınız gibi… Çölde günü batırmak içinde apayrı bir ritüel barındırıyor: bazıları kum tepelerinin tam kesiştiği zirvede meditasyon yaparak güne veda ediyor, bazıları da elinde şampanya kadehi ile derin bir sohbet eşliğinde. Tercih sizin.

Gnawa dinleyerek ateş başında yıldızları seyredin

Merzouga Luxury Desert Camp, Erg Chebbi kum tepelerinin ortasında, boşlukta tek başına konumlanmış 15 çadırdan oluşan bir çöl kampı. Kamp ve çadır sözcükleri sizi yanıltmasın, geniş çadırların içi lüks bir otel odasından farksız, her türlü konforunuz düşünülmüş. Kampın ortasında yer alan büyük bir ateş çevresinde sıralanmış ve mumlarla aydınlatılmış yemek masaları ise yıldızlar altında unutulmaz bir gece geçirmeniz için tasarlanmış. Ateş başında yenen akşam yemeğine zaman zaman yerel bir Gnawa müzik grubu da eşlik ediyor. Gnawa adı verilen, dini tınılarla folk ritimlerini birleştiren bu müzik türü son dönemde uluslararası müzik çevrelerinin ilgisini çekiyor. Hatta Fas’ın Atlantik Okyanusu kıyısında yer alan sahil
kenti Essaouira’da düzenlenen Gnawa müzik festivali her geçen sene daha çok kişinin katılımıyla gerçekleşiyor.
Bir sonraki seyahat planınıza bunu da eklemek isteyebilirsiniz diye buraya not düşüyoruz.

Pazar | Sabah

Altın renginin binbir tonu içinde güne meditasyonla başlayın

Herkes hayatında en az bir gün çöl sessizliğine uyanmalı. Eğer gün doğuşunu yakalamak istiyorsanız sonbaharda en geç sabah 7’de kalkmalısınız. Çadırınızdan çıkıp yürüyerek ulaşacağınız en yakın kum tepesinin üstünde, sonsuz bir ufkun ve sessizliğin içinde, ruhunuz kadar zihniniz de dinlenecek. Meditasyon size göre değilse, yine de hayatınızı bir sabah film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirmek isterseniz, o nokta burası olmalı. Kampa dönüp kahvaltınızı yaptıktan sonra artık aksiyona geçmek için hazırsınız.

Dev kum tepelerinden aşağıya kendinizi bırakın

Kamptan bir sandboard alıp, tepelerden kayarak vücudunuza
artık ihtiyacınız olan adrenalini yükleyebilirsiniz. Bir süredir spor yapmayanları uyaralım: kum tepelerinden kayması kolay, ancak geri tırmanması çok zor. Dört-beş sefer kaymak bile iyi bir egzersiz seansı kadar yeterli oluyor. Biraz daha kolay bir maceranın peşinde olanlar ise quad- bike’ları deneyebilir. Çölün derinliklerini keşfetmek için ideal olan bu araçlarla kesinlikle bölgeyi iyi bilen bir rehber eşliğinde yola çıkmalısınız. Çölde kaybolanların başına neler geldiğiyle ilgili yeterince film seyrettiğinizi tahmin ediyoruz!

Uzun bir dönüş yoluna hazır olun

Merzouga’da dilerseniz bir gece daha konaklayıp, çöl deneyiminizi uzatabilirsiniz. Dönmek isterseniz iki alternatif var: Kamptan iki saat uzaklıkta Errachidia’da havaalanı bulunuyor. Buradan Kasablanka’ya uçabilirsiniz. Eğer Marakeş’e gitmek istiyorsanız araba yolculuğu yaklaşık dokuz saat sürüyor. Sabah 7’de gün doğuşunu takiben yola çıkarsanız akşamüstü Marakeş’te olacaksınız.

Yaratıcı bir vahada geceleyin

Eğer önünüzde Marakeş’te geçireceğiniz birkaç gün varsa, şehrin çılgın temposuna kapılmadan önce yol yorgunluğunuzu üzerinizden atmak için önerdiğimiz durak, şehre 40 dakika uzaklıktaki Farasha Farmhouse. Burası meşhur deneyim tasarlayıcısı Boutique Souk’un kurucuları Fred ve Rosena Charmoy’un bu eylülde açtıkları yeni butik otelleri. Atlas Dağları’na karşı konumlanmış zeytin bahçelerinin ortasında yer alan bu çiftlik evi, Fas’ın güncel sanat ve kültür camiasının radarına çoktan girdi bile. Farasha Farmhouse hipnotik müzik meditasyonlarından günbatımı pikniklerine, elektronik müzik partilerinden günlük wellness seanslarına uzanan zengin bir programla şehrin gürültüsünden uzak yaratıcı bir vaha gibi.

Fransız asıllı Fred ve İrlanda asıllı Rosena senelerdir yaşadıkları Marakeş’te yerel sanatçıları ve zanaatkarları destekliyorlar; bu çiftlik evi de yıllar içinde verdikleri bu desteğin bir yansıması. Birazdan sayacağımız isimleri ve mağazaları not etmenizi öneriyoruz, çünkü bunlar Marakeş’te bulacağınız en zevkli parçaların adresleri: Halılar Beni Rugs’dan, sanat eserlerinin bir bölümü Faslı güncel sanatçı Amine El Gotaibi’ye ait. Porselen parçalar ise ünlü seramik sanatçısı Laurence Hermes’in LRNC Studio’sundan. Çiftlik evinde bulunan etkileyici kitap koleksiyonu Fas’ın eski Amerikan büyükelçisi ve efsane editör Diana Vreeland’in oğlu Freck tarafından bağışlanmış. 50 metrelik havuzu çevreleyen bahçenin tasarımındaki imza ise Fransız mimar Marius Boulesteix.

Köy ahalisiyle iyi ilişkiler kurmak istiyorsanız, ‘Berber’ kelimesini kullanmamanızı tavsiye ederiz. Fas’ı 1. yüzyılda işgal eden Romalılar tarafından ‘barbar’ olarak tanımlanan yerel halk, bu terim yerine ‘özgür insan’ anlamına gelen Amazigh kelimesini tercih ediyor. Bilmeyenler için hatırlatalım, Fas bir Arap ülkesi değil, Amazigh’lerin vatanı!

‘1001 Kasbah’ yolunda Atlas lordlarının hayatlarını keşfedin

Gavin Maxwell’in “Lords of Atlas” adındaki şahane kitabını bu seyahate çıkmadan önce okumalısınız. Maxwell’in kitabında anlattığı ‘lordların’ diyarı meşhur Ounila Vadisi, Atlas Dağları’ndan iner inmez karşınıza çıkacak. Vadinin ortasından geçen yolun iki tarafında birçok tarihi ‘kasbah’ göreceksiniz. Güneşte kurutulmuş kil-çamur ve kiremitlerle inşa edilen, Adobe mimari tarzındaki bu yüzlerce yıllık yapılar, dört köşesinde kuleleri olan küçük kaleler. Güçlü ve zengin aileleri istilacılardan koruyan kasbahlar, aynı zamanda Güney ve Kuzey Afrika arasındaki binlerce develik ticaret kervanlarının da önemli durakları.

Marakeş’teki meşhur Dar el Bacha sarayının da sahibi Paşa Glaoui’nin ailesinin yaşadığı Telouet Kasbahı’nda kısa da olsa bir mola vermelisiniz. Bugünkü Fas kralının mensup olduğu aşirete, Fransızlarla birlik olup ihanet ettiği için çürümeye terk edilen Telouet Kalesi, uzun süredir el değmeyen haliyle bir anı fotoğrafını hak ediyor.

Öğle yemeği için incelikle restore edilmiş Ksar Ighnda kervansarayını tercih edebilirsiniz. Otelin terasında harika bir vadi manzarasına tanıklık edeceksiniz. Tajinde pişmiş limonlu tavuğunu da beğeneceksiniz.

Fas’ın Hollywood’unda birkaç saat geçirin

Tarihi filmlerin vazgeçilmez doğal seti, Aït Benhaddou, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bin yıllık surlarla çevrili bir köy. “Gladiator” ve “Game of Thrones” serilerinden de hatırlayabileceğiniz bu köy, dümdüz bir arazinin ortasında kalan tek bir tepeye inşa edildiği için gerçekten dramatik bir arka plan oluşturuyor. Tuzun, altın kadar değerli olduğu dönemlerde güneyden kuzeye tuz almak için gelen altın kervanları bir zamanlar burada konaklıyormuş. Bu sayede giderek zenginleşen bölge, bir eğitim ve kültür merkezi haline gelmiş. Bugün içinde sadece birkaç aile yaşıyor.

İlk olarak 1962 yapımı “Arabistanlı Lawrence” ile uluslararası ün kazanan Aït Benhaddou’nun film yapım çevrelerindeki giderek artan popülaritesi nedeniyle zaman içinde buraya birkaç büyük film stüdyosu kurulmuş. Böylece bölge Fas’ın Hollywood’una dönüşmüş. Burada en son görülen yapım ekiplerinin Gladyatör filminin ikincisi için geldiği biliniyor; film seneye vizyona giriyor, bizden şimdiden söylemesi!

İncir ağaçları altında uzun bir akşam yemeğinin tadını çıkarın

Gerçek bir vaha neye benzer diye bunca yıl merak ettiyseniz, Skoura’nın palmiye bahçelerinde doğru noktadasınız. Uzun bir yolculuktan sonra hurma, nar, badem ve zeytin ağaçlarıyla kaplı, her yerinden hayat fışkıran doğanın ortasında sakin bir akşam geçirmeyi hak ediyorsunuz. Burada konaklamak için iki farklı alternatif öneriyoruz:

İlki Dar Ahlam, iki yüz yıllık Adobe mimarisinde yapılmış bir kasbah. 14 odalı bu butik otel, Atlas Dağları manzarası, palmiyeler altındaki havuzu, hamamı ve spa’sıyla gerçek bir vaha deneyimi sunuyor.

Bütçenize biraz daha dikkat etmek isterseniz, L’Ma Lodge da iyi bir tercih. Zevkli ve rahat iç dekorasyonu, güler yüzlü personeli ve incir ağaçları altında yiyeceğiniz lezzetli akşam yemeği sayesinde yarınki çöl macerasına zinde uyanacaksınız. Enerjiniz kaldıysa kum havuzunda petank bile oynayabilirsiniz! (Buranın bir Fransız tarafından işletildiğini tahmin etmiş olmalısınız.)

Cumartesi | Sabah

En iyi hurmanın ve organik gül yağının peşine düşün

Fas’ta 450 farklı cins hurma yetişiyor; en iyisi olarak kabul edilen Medjool hurması ise bu bölgenin favori meyvesi. Skoura’dan Merzouga Çölü’ne uzanan 70 kilometre uzunluğundaki Dades Vadisi boyunca sıralanmış küçük köy ve kasabalar bu cennet meyvesini tadabileceğiniz ya da satın alabileceğiniz en iyi duraklar.

Bizde Isparta gülü olarak bilinen Rosa Damascena bölgenin ikinci önemli geçim kaynağı. Fransa’nın birçok parfüm markasına buradan gül yağı ve esansı ihraç ediliyor. Geçtiğiniz yollara dikkatlice bakarsanız, gül damıtımının yapıldığı birkaç büyük fabrika göreceksiniz. Eğer yerel üretimi desteklemek isterseniz, Cooperative Rosa Mgoun’a uğrayın. En doğal şekliyle üretim yapan bu kooperatifin gül yağının kokusu uzun süre üstünüzde kalacak.

Kale köylerin dar sokaklarında yerel kültürü yakından tanıyın

Hem tarihi bir kale köyün içini gezip, hem de bir öğle yemeği molası vermek için Tinghir yakınlarındaki Ksar El Khorbat doğru bir seçim. Bu köy zamanında 600 aileye ev sahipliği yaparken bugün bu sayı 30 civarında. Köyün labirenti andıran dar ve üstü kapalı sokaklarından geçerken Musée Des Oasis tabelasını görürseniz muhakkak içeri girin. Bu iptidai görünen küçük müze, çevredeki vahaların içindeki yüzyıllardır değişmeyen otantik kültürün yansımalarını sergiliyor. Yemekte macerayı sevenler deve etiyle yapılmış tajini deneyebilir. Maceradan uzak duranlar için de sebze çorbası gerçekten lezzetli.

Size iyi gelecek bir ‘çöl gülü’ bulun

Sahra Çölü’ne yaklaştıkça giderek coğrafyanın değiştiğine, etrafınızı saran rengin yeşil ve kiremitten, kum rengine dönüştüğüne tanıklık edeceksiniz.

Çöle varmadan önce son durağınız milyonlarca yıllık fosillerin sergilendiği ve satıldığı bir kooperatif olmalı. Bu yol kenarı mağazaları turistik bir tuzak olarak görmeyin; çölde yaşamını sürdürmeye çalışan halkın turizm dışında kalan yegane geçim kaynağı bu ve içeride karşılaşacaklarınız gerçekten şaşırtıcı. Neredeyse milyar yıl önce okyanus altında kalan bu bölgede 570 milyon yıl önce yaşamış yüzen dev hamam böceklerini andıran Trilobit fosillerini, 360 milyon sene önce görülen ve şekli kalamara benzeyen Orthoceras canlılarının mineraller içine sıkıştırılmış kalıntılarını bulacaksınız. Bu fosillerin bir anı olarak eve götürmek için fazla iddialı olduğunu düşünüyorsanız çöl gülü adı verilen kristalize olmuş kalsiyum sülfat taşlarından birini yanınıza alın. Yerliler, çöl gülünün iyileştirici gücüne inanıyor.

Develerle çıktığınız çöl yolculuğunda günü batırın

Fas’ı bugüne kadar yöneten bütün krallıkların soyu Sahra Çölü’ne uzanır. İnsan toplulukları neden çölde yaşar diye sormanız doğal, biz de buraya gelinceye kadar bu sorunun cevabını tam bulamamıştık. Draa Vadisi’nden dünyanın en büyük çölüne açılan kum tepelerini görür görmez bu coğrafyanın farklı bir büyüsünün olduğunu anlıyor insan. Çöl tabii ki aynı zamanda bir korunma kalkanı; iklimine alışık olmayanları kendinden uzak tutan, yerleşmesi ve hükmetmesi çok güç, doğal bir kale bu altın renkli dev kum tepeleri. Yine de bir devenin üstünde yavaş yavaş salınarak günü batırmak, bir günlüğüne de olsa bu diyarların hükümdarı gibi hissetmenizi sağlıyor. Gözün görebildiği ufuk çizgisine kadar boş ve heybetli bir alandasınız; sanki dünya üstünde bir siz varsınız gibi… Çölde günü batırmak içinde apayrı bir ritüel barındırıyor: bazıları kum tepelerinin tam kesiştiği zirvede meditasyon yaparak güne veda ediyor, bazıları da elinde şampanya kadehi ile derin bir sohbet eşliğinde. Tercih sizin.

Gnawa dinleyerek ateş başında yıldızları seyredin

Merzouga Luxury Desert Camp, Erg Chebbi kum tepelerinin ortasında, boşlukta tek başına konumlanmış 15 çadırdan oluşan bir çöl kampı. Kamp ve çadır sözcükleri sizi yanıltmasın, geniş çadırların içi lüks bir otel odasından farksız, her türlü konforunuz düşünülmüş. Kampın ortasında yer alan büyük bir ateş çevresinde sıralanmış ve mumlarla aydınlatılmış yemek masaları ise yıldızlar altında unutulmaz bir gece geçirmeniz için tasarlanmış. Ateş başında yenen akşam yemeğine zaman zaman yerel bir Gnawa müzik grubu da eşlik ediyor. Gnawa adı verilen, dini tınılarla folk ritimlerini birleştiren bu müzik türü son dönemde uluslararası müzik çevrelerinin ilgisini çekiyor. Hatta Fas’ın Atlantik Okyanusu kıyısında yer alan sahil
kenti Essaouira’da düzenlenen Gnawa müzik festivali her geçen sene daha çok kişinin katılımıyla gerçekleşiyor.
Bir sonraki seyahat planınıza bunu da eklemek isteyebilirsiniz diye buraya not düşüyoruz.

Pazar | Sabah

Altın renginin binbir tonu içinde güne meditasyonla başlayın

Herkes hayatında en az bir gün çöl sessizliğine uyanmalı. Eğer gün doğuşunu yakalamak istiyorsanız sonbaharda en geç sabah 7’de kalkmalısınız. Çadırınızdan çıkıp yürüyerek ulaşacağınız en yakın kum tepesinin üstünde, sonsuz bir ufkun ve sessizliğin içinde, ruhunuz kadar zihniniz de dinlenecek. Meditasyon size göre değilse, yine de hayatınızı bir sabah film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirmek isterseniz, o nokta burası olmalı. Kampa dönüp kahvaltınızı yaptıktan sonra artık aksiyona geçmek için hazırsınız.

Dev kum tepelerinden aşağıya kendinizi bırakın

Kamptan bir sandboard alıp, tepelerden kayarak vücudunuza
artık ihtiyacınız olan adrenalini yükleyebilirsiniz. Bir süredir spor yapmayanları uyaralım: kum tepelerinden kayması kolay, ancak geri tırmanması çok zor. Dört-beş sefer kaymak bile iyi bir egzersiz seansı kadar yeterli oluyor. Biraz daha kolay bir maceranın peşinde olanlar ise quad- bike’ları deneyebilir. Çölün derinliklerini keşfetmek için ideal olan bu araçlarla kesinlikle bölgeyi iyi bilen bir rehber eşliğinde yola çıkmalısınız. Çölde kaybolanların başına neler geldiğiyle ilgili yeterince film seyrettiğinizi tahmin ediyoruz!

Uzun bir dönüş yoluna hazır olun

Merzouga’da dilerseniz bir gece daha konaklayıp, çöl deneyiminizi uzatabilirsiniz. Dönmek isterseniz iki alternatif var: Kamptan iki saat uzaklıkta Errachidia’da havaalanı bulunuyor. Buradan Kasablanka’ya uçabilirsiniz. Eğer Marakeş’e gitmek istiyorsanız araba yolculuğu yaklaşık dokuz saat sürüyor. Sabah 7’de gün doğuşunu takiben yola çıkarsanız akşamüstü Marakeş’te olacaksınız.

Yaratıcı bir vahada geceleyin

Eğer önünüzde Marakeş’te geçireceğiniz birkaç gün varsa, şehrin çılgın temposuna kapılmadan önce yol yorgunluğunuzu üzerinizden atmak için önerdiğimiz durak, şehre 40 dakika uzaklıktaki Farasha Farmhouse. Burası meşhur deneyim tasarlayıcısı Boutique Souk’un kurucuları Fred ve Rosena Charmoy’un bu eylülde açtıkları yeni butik otelleri. Atlas Dağları’na karşı konumlanmış zeytin bahçelerinin ortasında yer alan bu çiftlik evi, Fas’ın güncel sanat ve kültür camiasının radarına çoktan girdi bile. Farasha Farmhouse hipnotik müzik meditasyonlarından günbatımı pikniklerine, elektronik müzik partilerinden günlük wellness seanslarına uzanan zengin bir programla şehrin gürültüsünden uzak yaratıcı bir vaha gibi.

Fransız asıllı Fred ve İrlanda asıllı Rosena senelerdir yaşadıkları Marakeş’te yerel sanatçıları ve zanaatkarları destekliyorlar; bu çiftlik evi de yıllar içinde verdikleri bu desteğin bir yansıması. Birazdan sayacağımız isimleri ve mağazaları not etmenizi öneriyoruz, çünkü bunlar Marakeş’te bulacağınız en zevkli parçaların adresleri: Halılar Beni Rugs’dan, sanat eserlerinin bir bölümü Faslı güncel sanatçı Amine El Gotaibi’ye ait. Porselen parçalar ise ünlü seramik sanatçısı Laurence Hermes’in LRNC Studio’sundan. Çiftlik evinde bulunan etkileyici kitap koleksiyonu Fas’ın eski Amerikan büyükelçisi ve efsane editör Diana Vreeland’in oğlu Freck tarafından bağışlanmış. 50 metrelik havuzu çevreleyen bahçenin tasarımındaki imza ise Fransız mimar Marius Boulesteix.

Sepetim
Giriş / Kayıt

Üyeliğiniz yok mu?

Aradığınız gönderileri görmek için yazmaya başlayın.
Dergiler
0 items Sepetim
Hesabım